ŞAMANİZM: RUHA, BEDENE, ZİHNE ŞİFA
İşin yoğunluğa dönüştüğü bir dönemde, yazılarımı biraz öksüz bıraktım. Aslında hayat hobilerimize zaman ayırmayı bazen zorlaştırsa da, kendimize zaman ayırmayı atlamamak lazım.😊
Umuyorum ilginizi çekecek, son dönemde medyada da popüler olmuş
dini bir uygulama ve kült olan Şamanizm ile ilgili bir yazıyla geri döndüm.
Teoloji ile ilgili tüm konulara olduğu gibi bu konuya da ilgim vardı fakat bilgim geneldi. Şamanizmin mistik adetlerini deneyimlemiş ve konuyu hatmetmiş bir dostum, ruh gözümü tekrar bu devasa kültüre çevirdi. Derinine inerseniz müthiş bir konu ve tarihçesi Üst Paleolitik Dönem’e uzanıyor. 4500 yıllık bir meseleyi de, bir blog yazısında anlatmak, takdir ederseniz ki hiç kolay değil. Felsefe ile ilgili ilk yazılarım 101 seviyesiyse, Şamanizm üniversite son sınıf 401 dersi 😊
Şamanizmin tarihçesine bakarsak, Üst Paleolitik dönem sanatında
mağaralara çizilmiş çeşitli hayvan resimlerinin arasındaki çizgisel ızgaralar,
benekli çizgiler ve geometrik desenlerin, transa geçmiş Şamanların resmettiği
düşsel ürünler olduğu bilinmektedir. Peki, Şamanizm bugün bildiğimiz anlamıyla nedir?
Şamanizm ata ruhlarına ve doğa varlıklarına tapınmaya dayanan Asya kökenli
bir dindir. Şamanizmin yakın tarihteki anayurdunun, Orta Asya (Türkleri ve
çevrelerindeki diğer halklar) olduğu düşünülse de, bu inanç Çin, Tibet,
Japonya, Avustralya, Endonezya, Amerika yerlilerinde de yaygın olarak
görülmektedir.
Şamanistler dünyayı gök, yeryüzü ve yeraltı olmak üzere 3
kısma ayırırlar. Gökte, “yukarıdaki dünya”da, Ülgen adı verilen Gök Tanrı ile
ona bağlı iyi ruhlar vardır. “Orta dünya”da yeryüzünde, insan yaşar. “Aşağıdaki
dünya” yeraltı, ise Erlik ile ona bağlı kötü ruhların meskenidir. Şamanlık
aydınlık gökle, karanlık yeraltı ikiciliğine (düalizm) dayanan bir anlayıştır.
Şaman sözcük anlamı olarak büyücü, rahip demektir. Bu nedenle kimi araştırmacılar Şamanizm’i bir din olarak kabul etmemişlerdir. Ayrıca bir kitabı, kurucusu, belirli bir ibadet tarzı olmadığı için de bu düşüncelerinin desteklendiğini ifade etmişlerdir. Bazı araştırmacılara göre ise tam anlamıyla din sayılmamasına rağmen dine doğru bir gelişme evresidir. Kimi araştırmacılar da Gök Tanrı ve Yeraltı Tanrısı ve bunlara bağlı ruhlara dayanan bir din olarak kabul eder.
Türklerin kültüründe M.S. 500’den itibaren görülen Şamanizm, binlerce yıldır süregelen yolculuğunda, günümüzde de gözlemleyebileceğimiz gelenek ve öğretileriyle devam etmektedir. Sibirya ve Orta Asya'da varlığını sürdürmekte ve Saha, Hakas, Tuva ve Altay Türkleri ile Moğolların kuzey kolu olan Buryatlar, hayatlarını Şamanizm ritüelleri ile idame ettirmektedir. Eski Türklerde Şaman manasına gelen “Kam” sözü Divanü Lûgat-it-Türk, Kutadgu Bilig ve Turfan Metinlerinde de geçer.
Şamanist Orta Asya Türk toplulukları, doğadaki gizli kuvvetlerin
varlığına inanırlar (dağ, deniz, ırmak, ateş, fırtına, gök gürültüsü, ay,
güneş, yıldızlar vb.). “Gök” en kutsal tanrıdır. Şaman olabilmenin ise genetik
kökenleri vardır ve kimin şaman olup, olamayacağı çocukluğundan belli
olur. Tanrılardan işaret alındıktan sonra da çocuğun çok fazla seçeneği
yoktur. Ya ölecek, ya delirecek ya da deliliğin sınırlarını aşıp, şaman
olacaktır.
Şamanın en temel özelliği, ruhlarla temas kurabilmesidir. Bu
gücü sayesinde mistik parçalanma (ölüp dirilme), hastalık tedavisi,
kutsama gibi misyonlarını
gerçekleştiririr. Şamanlar genellikle rahatlıkla transa geçebilecek kişiler
arasından ve sıklıkla kadınlardan seçilir. Erkek bir şaman olduğunda da, giydiği
kıyafetler kadın kıyafetleridir. Ritüel esnasında giyilen bu kıyafete “manyak”
denir ve üzerinde sembolik objeler vardır. Türkçemizdeki “etekleri zil çalmak”
deyimi de aslında şaman ayinlerinden ve bu ayinlerde şaman dansederken
elbisenin üzerindeki zil ve objelerin çıkardığı seslerden gelir. Ayin sırasında
ulaşılan çoşkulu ruh hali ise, deyimin anlattığı mutlulukla bütünleşir.
Şamanlık eğitimi yaklaşık 15 yıl gibi bir süreç alır ve bu dönemde şaman adayı öğreticisini koşulsuz bir biçimde izler.Bu süreçte adayın yaşayacağı mental zayıflık, savsaklama, aksama ya da şüphe gibi durumlar eğitim sürecinin kesilmesine ya da bitmesine neden olur. Şamanlık ile ilgili birçok şey zaten oldukça ilgi çekici ve farklı iken, şamanların dini ritüel ya da ayin esnasında yaşadıkları trans hali fazlasıyla merak uyandırıcı bir durumdur.
Öncelikle ayinin gerçekleştirileceği yerde küçük bir ateş ve
birbirinden farklı kokular yayan tütsüler yakılır. Ayini izlemek serbesttir
fakat ayin esnasında odayı terk etmek yasaktır. Tören kıyafetini giymiş olan
şaman, tütsülerden yayılan dumanla birlikte transa geçmeye ve hızlı hızlı
hıçkırmaya başlar. Daha sonra bir miktar su içer fakat bu suyu yutmaz, majikal
bir çember oluşturacak şekilde 4 farklı köşeye tükürür. Çember oluşturulduktan
sonra ateşin sönmesi beklenir ve trans halindeki şaman da davul çalmaya, farklı
ezgilerde şarkılar söylemeye başlar. İşte tam bu esnada şamanın, başka ruhlarla
iletişime geçtiği ve bu ruhlardan yardım istediği söylenir. Ayin bittikten
sonra şaman, trans halinden çıkar ve ayin esnasındaki hiçbirşeyi hatırlamaz.
Şamanizm inancından, kültürümüze geçmiş birçok gelenek ve
adet vardır. Karadeniz’de (özellikle Giresun ve Ordu), ölünün evden çıkarılması
ve camiden mezarlığa götürülmesi sürecinde tabut, tabutu taşıyanlar tarafından
ölünün yaşadığı mahallenin tüm sokaklarında, hatta başka mahalle sokaklarında
gezdirilir. Bu gezdirmenin amacı ölünün kafasının karışmasını sağlamaktır. Bu
sayede yaşadığı evi, sokağı, mahalleyi
unutup rahatça göçedeceğine ve geri dönüp yaşayanları rahatsız etmeyeceğine
inanılır. Bunun dışında aşağıda farkında olmadan uyguladığımız pekçok adet de Şamanizmden
gelir;
Kurşun dökme: Şamanizm’de buna “kut dökme” denir. Kötü ruhlardan birinin çaldığı kutu yani “talih, saadet unsurunu” geri döndürmek için yapılan bir ayindir.
Gelinliğin üzerine bağlanan kırmızı kurdele: Gelinliğin
üzerine bağlanan kırmızı kurdeleler, nişan törenlerinde yüzüklere bağlanan
kırmızı kurdeleler, okumaya yeni geçmiş çocukların yakasına takılan kırmızı
kurdeleler; hep uğuru ve kısmeti temsil eder. Ayrıca kötü ruhların şerrinden
korunma sağladığına inanılır.
Mezar Taşları: Toplumda ulu kabul edilen kimselerin ölümlerinden sonra ruhlarından medet ummak ve mezarlarının kutsanışı şaman geleneğin devamıdır. Mezarlara taş dikilmesi ve bu taşın sanat eseri haline getirilecek kadar süslenmesi İslam coğrafyasında sadece Anadolu’da görülmektedir ve atalara saygıdan gelir.
Dilek tutmak: Şamanizm kökenli bir davranış şeklidir. Tabiat ruhlarının dileklerin gerçekleşmesine aracılık ettiğine inanılır.
Köpek Ulumasının Uğursuz Sayılması: Şamanizmde köpek bir ruhun yaklaştığını uzaktan acı ulumayla haber verebilmektedir. Sıradan bir kişinin bu ruhu görmesi; onun pek yakında öleceğine işaret sayılır. Anadolu’nun kimi yerlerinde köpek uluması uğursuz sayılmaktadır. Köpeklerin bazı olayları önceden algıladıklarına ve bunu uluyarak anlattıklarına inanılır.
Nazar İnancı: Anadolu’da halk arasında “nazar” olgusu çok yaygın bir inanıştır. Bazı insanların olağandışı özellikleri olduğu ve bakışlarının karşılarındaki kimselere rahatsızlık verdiğine, kötülük getirdiğine inanılır. Bunun önüne geçmek için “nazar boncuğu” “göz boncuğu” vb. takılır. Bu inanış da Şamanizmden kalmadır.
Kilim Motifleri: Eski Türklerde bir Şamanın giysisine yılan, akrep, çıyan, kunduz gibi yabani hayvan şekilleri çizmesinin, bu hayvanları topluluğun yaşam alanlarından uzak tutmaya yardımcı olduğuna inanılır. Günümüzde Anadolu’da Türkmen köylerinde dokunan halı, kilim, örtü ve perdelere işlenen desenler, giysiler üzerinde kullanılan motifler bu inanıştan kaynaklanır.
Mevlit ve İlahiler: Şamanlar ayinlerinde davul ve kopuz kullanmışlardır. Müzik hayatın ve ayinlerin değişilmez bir parçasıdır ve transa müzikle geçilir. Oysa İslam dininde Kur’an’ın müzikle okunması kesinlikle günahtır. Şaman geleneğinin devamı olarak Anadolu’da Hz. Muhammed’in Hz. Ali’nin hayatları müzikle okunmaktadır. Mevlit ve İlahiler de sadece Anadolu’da uygulanan müzikli anlatımlardır. İslam dininde ölünün ardından mevlit merasimi diye bir uygulama yoktur. Osmanlı tarihinde ilk Mevlit, 1409 yılında Bursalı bir fırıncı ustası olan Süleyman Çelebi tarafından yazılmıştır.
Su İçerken Kafanın Elle Desteklenmesi: Bu da bir Şaman geleneği kalıntısıdır çünkü Şamanizmde su içerken insanın aklının başından uçabileceğine inanılır.
Mezarlardaki Küçük Suluklar: Mezarların ayak ucunda bulunan küçük suluklar; ruhların susadıkları zaman kalkıp oradan su içmeleri inancına dayanır. Ayrıca kuşların, böceklerin o suluklardan su içmesinin, ölmüş kişinin ruhuna fayda edeceğine inanılır.
Yukarıda Allah Var sözü: Tengrizm (Şamanizm/Animizm) inancından kalmıştır. Bu anlayıştan dolayı dua ya da işaret ederken eller gökyüzüne açılır.
Sağ Ayak: Kapıdan çıkarken sağ ayağın önde olması da Şaman kültüründen kalma bir ritüeldir. Sol ayakla geçmenin kişiye uğursuzluk getireceğine inanılır.
Su Dökerek Uğurlama: Şaman kültüründeki suyun kutsallığı olgusunun doğurduğu bir adettir. Su berekettir, kutsaldır. “Su gibi çabuk dön, ak geri gel, ak çabuk, kazasız belasız git” demek için su dökülür.
Türbelere, Ağaçlara Bez ve Çaput Bağlamak: Şamanizm inancında bir dilek dileme şeklidir. Küçük kumaş parçaları, ağaçlara çok önem verildiğinden ve yaşamın sembolü kabul edildiğinden, bunların dallarına bağlanır ve dileğin gerçekleşmesi beklenir. Günümüz Türkiye’sinde bu eski gelenek halen devam etmektedir. Temelinde ise doğadaki her varlığın bir ruhu olduğu inancı yatmaktadır.
Tahtaya Vurmak: Eski Türkler göçebe oldukları için, daha önce girmedikleri ormanlara girerken, ormandaki kötü ruhları kovmak için ağaçlara vurup bağırarak gürültü çıkarırlarmış. Bu davranış aynı zamanda doğa ruhlarına kötü olayları haber verip, onlardan korunma dilemek amaçlıdır. Tahtaya vurma adeti, sadece Türk kültüründe değil bir çok Avrupa kültüründe de vardır.
Ölünün Ardından Belirli Aralıklarla Toplanmak: Birisi öldükten sonra evinde toplanıp dua okumak, bu toplanma işini 7, 21, 40, 52 günde bir tekrarlamak da Şaman kültüründen kalmadır. Eski Türk inanışına göre ruh fiziki bedenini 40 gün sonra terk etmektedir. Vefat edenin “40’ın çıkması” deyimi vardır. Şamanizmde ölen kişinin ruhu evi terk etsin, göğe yolculuğuna başlasın diye insanlar ölen kişinin evinde toplanıp ayin yapar ve yas tutarlar.
Çocuklara Doğadan Esinlenen İsimler Koymak: Türkçemizde doğa kaynaklı isimler, diğer dillere göre çok daha fazladır (Rüzgar, Yağmur, Toprak, Tayfun vb.). Bunun sebebi de şamanizmde doğa ve doğa ruhlarına verilen önemdir.
Şamanizmden Alevilik/Bektaşilik’e taşınmış pekçok öğe vardır. Şaman törenlerinden Alevi semahlarına taşınan ritüeller içinde; sembolik hareketler törenler, danslar, anlatılar, giysi ve takılar sayılabilir. Şamanlık ile Alevi Bektaşi inancı arasında törenlerde özel giysilerin giyilmesi, sıra ve mertebe ile oturulması, tören esnasında müzik, şiir ve dansın birlikte bulunması, kurban tığlanması (kesme), dualar bakımından büyük benzerlikler vardır. Şaman törenleri genellikle gece yapılır. Alevi – Bektaşi cemleri de gece yapılır. Semahın felsefesiyle, şaman raksının felsefesi aynı noktada buluşur “Tanrıya ulaşmak”. Şaman ritüellerindeki tema ve motifler tasavvuf, tarikatlar ve özellikle de heterodoks dini grup ve hareketler aracılığıyla Müslüman Türk dindarlığına ve Anadolu’daki Müslüman Türk dini yaşayışına çeşitli şekillerde transfer edilmiştir.
Kısaca, Şamanizm, insanın ve dünyanın özel bir tasarımını
içerir. İnsanlar ile “Tanrı” arasında özel bir bağ olduğu varsayılır . Ruhlar
aracılığı ile kurulan bağ ve her şeyin ruhu olduğuna olan inanç Şamanizmi uygulamalı
bir animist inanç yapar. Şamanizme göre insan ruh (can) ve bedenden oluşmaktadır.
Beden de et, kemik ve kandan meydana gelir. İnsanın sağlıklı olması veya
hastalanması doğadaki/etrafındaki iyi ve kötü ruhların arasındaki dengeye
bağlıdır. Şamanizmde, insanın yaşamını doğrudan etkileyen sağlık sorunları ve
bunların çözümü her zaman önemli olmuştur. Şamanların en temel görevlerinden
biri sağlığın düzeltilmesidir.
Şamanizm duygusal ya da fiziksel hastalık ayrımı yapmaz ve şamanlar hastalığın spritüel boyutu ile ilgilenirler. Bir hastalık duygusal veya fiziksel boyutta tezahür ediyor olabilir ama şamanı asıl ilgilendiren spritüel dengesizlik ve uyumsuzluktur.
Şamanik bakış açısından hastalığın üç klasik nedeni vardır: güç kaybı, ruh parçalarının (yaşam enerjisi) kaybı ve bu kayıplar nedeniyle oluşan spiritüel blokajlar, ölmüş bir kişinin ruhunun enerji alanına girilmesi/büyü (posesyon). Genelde bu nedenler tek başlarına bulunmaz ama bunların bir bileşimi mevcuttur. Şifa içinse yapılabilecek sınırsız şifa seremonisi bulunur çünkü her şaman kendi yardımcı ruhlarının özgün rehberliğinde çalışır. Şamanlar yardımcı ruhlarıyla birlikte çalışırlar çünkü yardımcı ruhların sahip olduğu geniş perspektif şamanın sahip olamayacağı bir bakış açısıdır. Şamanlar sağaltımda kendi enerjilerini kullanmaz ve hastalığın nedeni ya da sağaltım konusunda kendi kişisel fikirlerini oluşturmazlar. Hastalığın spritüel nedenine tanı koyması ve uygun seremoni için bu konuda birlikte çalıştıkları yardımcı ruha yolculuk yaparlar.
Güç kaybı, bir kişinin kendisini korumakta olan güç hayvanını veya
koruyucu ruhu kaybettiği ve yenisinin onun yerini almak için gelmediği bir
durumdur ve bir hastalık nedenidir. Yerli kültürlerde yaşayan ve atalarımız
olan şamanlar, her birimizin hayvan ruhlarıyla bağlantımızı ve bu ilişkiyi
güçlendirerek enerjimizin doğal akışını bulabileceğimizi ve onu
izleyebileceğimizi bilirler. Güç kaybının tipik belirtileri kronik depresyon,
kronik hastalık ve ardarda gelen şanssızlıkların deneyimlendiği bir “kronik
bahtsızlık” olabilir. Şamana güç kaybının oluştuğu gösterildiğinde, kişiyi
geçmişte desteklemiş olan güç hayvanı veya koruyucu ruhunu geri getirmek ve
böylece güç ve korumayı yeniden oluşturmak için yardımcı ruhlarının
yönlendirmesi ile çeşitli seremoniler yapabilir.
Şamanlar, yaşamlarımız süresince ruh kaybı yani yaşamsal öz ya da
yaşam enerjisinin kaybı da yaşayabileceğimiz anlayışına sahiptirler.
Bütünlenmek için bu kaybedilmiş yaşamsal enerjiyi geri almamız gerekir. Ruh
kaybının yani yaşam gücümüzün, canlılığımızın kaybının, hastalık nedeni
olduğuna ve duygusal veya fiziksel travma yaşadığımızda, yaşam enerjimizin bir
kısmının bu deneyimi atlatabilmek için bedenden ayrıldığına inanılır. Antik
çağlarda, ruhun korkması, yolunu kaybetmesi ya da çalınması ruh kaybının nedeni
olarak görülürdü.
Günümüzde ruh kaybına neden olabilecek travma türleri ise duygusal her türlü
taciz, kaza, savaş, terörist saldırı, sahip olduğumuz değerlerin aksine
davranmak, doğal afetler, ameliyat, bağımlılıklar, boşanma veya sevilen birinin
ölümü gibi acılar, düşük, kürtaj ve bağımlılıklar olarak sayılabilir. Travma
olarak görülen her şey ruh kaybı ile sonuçlanabilir. Her insan özgün birer
varlık olduğu için bir kişide ruh kaybına neden olan bir olay diğerinde buna
neden olmayabilir.
Şamanizmde, yaşamsal enerjinin bir parçası acı, suçluluk, utanç ya da bunun gibi
nedenlerle bedeni terk ettiğinde olağandışı gerçekliğe gider ve şaman oraya
gidip geri dönmesine yardımcı olana dek kalır. Ruh kaybı aslında acının tüm
etkisini yaşamamamız için yaşamsal özümüzün bir parçasının bedenimizi
terkettiği, bir kendini koruma mekanizmasıdır. Şamanik bakış açısına göre
sorun, ayrılan bu enerjinin kendi başına geri dönemeyişidir. Ruh travmanın sona
erdiğini ve geri dönmenin güvenli olduğunu bilmiyor olabilir.
Bir kişi koruyucu ruhunu veya yaşamsal özünü yitirmiş olduğunda genellikle
kişinin enerji alanında bir boşluk oluşur ve bu boşluk negatif düşünce formları
veya ölmüş fakat yoluna devam edememiş ruhlar tarafından doldurulabilir ve
bunlar da fiziksel ya da duygusal düzeyde hastalığa neden olabilir. Şamanlar
negatif düşünce formlarından oluşmuş blokajları algılayabilir ve yardımcı
ruhlarının yardımıyla bunları ait olmadıkları yerden çıkarabilirler. Buna ekstraksyon adı
verilir.
Şamanlar yaşayanların yanında, ruh kılavuzluğu yoluyla, ölmüş
olanları da şifalandırırlar. Şamanizmde bir kişi travmatik bir ölüm
deneyimlediğinde ruhunun diğer alemlere geçişinde yardıma ihtiyacı olabileceği
çünkü farklı nedenlerden dolayı ölüm esnasında bocalayıp, burada takılıp
kalabileceği anlayışı bulunur. Yoluna devam edememiş bir ruh dünyada gezinip
durabilir veya gücünü veya yaşamsal özünü yitirmiş birinin enerji alanına
girerek posesyona neden olabilir. Bu her iki taraf için de sağlıklı bir durum
değildir. Bu durumda şamanın rolü bu ruhu ait olmadığı diğer kişinin enerji
alanından çıkararak, diğer alemlere geçişine rehberlik etmektir.
Bir şamanik uygulayıcıya yaptığınız
ziyaretin ardından ne yaparsınız? Gevşeyip herşey sona ermiş gibi
"sihrin" kendini göstermesini mi beklemelisiniz? Ya da kendi yaşamınızda
değişikler yapmalı mısınız? Şaman ya da şamanik uygulayıcı görünen ve
görünmeyen dünyalar arasında yalnızca bir kanaldır. Bir şifa
seremonisinden sonra sağlıklı bir yaşam biçimi yaratmak ve bütünlük ve şifa
dolu bir yaşamı destekleyecek sağlıklı ilişkileri kendine çekmek danışanın
elindedir. Bir şamana ya da şamanik uygulamacıya başvurmak şifayı yaratmanız
için olumlu bir yola adım atmanız anlamına gelir.
Detaylar günümüz mantığı ve tıbbı ile hiç örtüşmüyor gözükse de, Şamanik şifa teknikleri nefes/meditasyon/olumlamalar/bioenerji/rezonans/kuantum şifalanma teknikleri ile çok noktada örtüşmektedir. Burada önemli olan niyet ve hem iç hem dış dünyamıza gönderilen olumlu mesajlarla zihin/ruh/fizik bedenin iyileştirilmesidir.
Budizm de hem ritüelleri hem sağaltma teknikleri açısından, Şamanizmden fazlasıyla esinlenmiştir (Şamanizm Budizme göre çok daha eski bir dindir). Şamanın ruhunu bedeninden ayırıp göğe tanrıların ve ruhların yanına göndermesi Buda’nın bilincini bedeninden ayırması ile benzeşir. Kötü ruhların kovulması, doğa ruhlarına saygı, derin meditasyon ile evrenle bağlantı kurulması gibi uygulamalar, Yakın ve Uzak Doğu coğrafyasında, Şamanizm/Anizm/Tengrizm/Budizm adı altında bir harman oluşturur. Günümüzde de bu tip şifalanma tekniklerine ve Şaman İnziva kamplarına ilgi gittikçe artmaktadır.
Tıbbın önemi ve ilk sırada gelmesi gerektiği elbette tartışmasız bir konu ancak meditasyon/yoga/bioenerji vb. alternatif tıp uygulamalarını da içi boş görmemekte ve deneyimlemekte fayda olduğunu düşünüyorum. Bir süredir kendim de yoga ve meditasyonla ilgileniyorum. Ne de olsa, değişim ve evrim bizi sadece geleceğe taşımıyor, geçmişte kalmış kadim bilgileri tekrar su yüzüne çıkartıp yararlanmamızı da sağlıyor.
Bir sonraki yazıya kadar ruhunuz/zihniniz ve bedeninizle sağlıcakla ve sevgiyle kalın 💓







Comments
Post a Comment