RUHU OLAN ROBOTLAR VE RUHUNU KAYBETMİŞ İNSANLAR
Çocukluğumdan beri bilim kurgu alanındaki eserleri çılgınca severim. İçinde süper kahraman, uzaylı, robot vs. geçen hemen her dizi ve filmi, çok klişe değilse ve senaryosu sarmışsa mutlaka izlemişimdir. Neredeyse elli yaşına geldik ama bir yanımız hala çocuk ve o çocuk kendisi de bir süper kahraman olmak istiyor 😇 Örümcek ısırığı, kozmik radyasyon, herşeye de razıyız bu konuda 😊
Sonra ver maskeyi, kostümü, göklerde süzülelim 😊
Süper güçlere sahip olmak belki zor gözüküyor ama içinde bulunduğumuz sibernetik çağda (insan/makine iletişimi) ve yaklaşan robot çağında hepimiz, bütçesini karşılamaya hazırsak robotik süper güçler edinebileceğiz. Kendimizi birer Cyborg’a dönüştürmeye hazırsak tabii ... Robot ve Cyborg (Sibernetik Organizma) farklı şeyler: Robot tamamen insan yapımı ve mekanik iken, Cyborglar insan vücudundaki uzuvların veya organların sentetik halleriyle değiştirilmesi sonucu oluşuyor. Mesela Robocop ve Dedektif Gadget cyborg, fakat Terminatör serisindeki T serisi robot.
Bunca yıl yüzlerce bilimkurgu filmini işte bu cümleyi kurabilmek için izledim 😀
Şaka bir yana kalp pilleri, beyin pilleri, renk körlüğü için renkleri görmek yerine titreşimlerle duymayı sağlayan özel antenler, robotik el/ayak/diz/dirsek protezleri vb. sayesinde Cyborglar zaten aramızda. Ama geliştirilen yeni nesil beyin implantları ile, insanlık artık bu konuda gerçek bir çığır aşmanın ve yeni bir türe dönüşmenin eşiğinde.
İnsan vücudu ve beyni, yaş aldıkça işlevinin kalitesini yitirmeye başlıyor. Görme ve işitme yetersizlikleri, hafıza ile ilgili sorunlar alıp başını gidiyor. Yaştan bağımsız da pekçok nörolojik sıkıntımız olabilir: felç, beyin hasarı, körlük, depresyon, kaygı bozukluğu, kronik uykusuzluk hastalığı, bağımlılık problemleri gibi. Bu sorunların hepsi beyne yerleştirilen chipler ile orta vadede ortadan kaldırılacak.
Beyin implantları, bizi iyileştirmenin yanı sıra, günlük hayatımızda kullandığımız teknolojik aletleri dokunmadan / sadece düşünerek kullanmamızı sağlayacak. Evdeki elektronik aletleri bir komut ile çalıştırıp, durdurabilecek, para çekmek için ATM’de hiçbir tuşa basmadan yine tek bir komut ile paramızı çekebilecegiz. Çok uçuk görünüyor ama bu tür teknolojiler aslında çok yakınımızda.
Bunun bir adım sonrası ise herkesin beyin çipleri üzerinden hem makineler ile hem de birbiri ile telepatik olarak haberleşmesi … çılgın gözüküyor değil mi … Çözülmesi zor olansa, bu teknolojilerde hangi algoritmalarla hangi kural ve korumaların konulacağı, ve hack’lenmenin önüne nasıl geçileceği. Hiçbirimiz düşüncelerimizin bilinmesini istemeyiz, ya da yanlışlıkla evdeki tost makinesi yerine komşunun TVsini çalıştırmayı 😊
Gelecekte bu sebeple pekçok bilişim hukuğu komisyonunu kurulacak gibi gözüküyor. Nisan 2021'de AB Komisyonu, yapay zeka ile ilgili ilk yasal düzenleme olarak kabul edilen “Yapay Zeka Yönetmeliği”ni kabul ederek bu konuda öncülük yaptı. Ülkemizde ise TBMM, Ağustos 2024’de bir yapay zeka araştırma komisyonu kurulacağını duyurdu.
Yukarıda bahsedilen beyin implantları dışında, robotik uzuvlardaki inanılmaz gelişmeler, sadece düşünsel fonksiyonlarımızı değil motor fonksiyonlarımızı ve duyularımızı gerçek bir “cyborg” seviyesine çıkartacağa benziyor.
Doku mühendisliği ve kök hücre mühendisliği uzmanları, frekans aralığı daha geniş ve uzun duyma mesafesine sahip yapay kulaklar üzerine çalışıyor. Robotik uzuvlar artık sadece engelli uzuvların yerini almayı değil, mevcut olanı güçlendirmeyi ve sayısını arttırmayı hedefliyor 😊 Örneğin Newcastle University’de geliştirilen protez kol, önündeki objeleri mikro kameralarla tanımlayabiliyor. ‘Hand that sees’ (gören kol) isimli bu kol, daha sonra bu görüntüleri yapay zekaya iletiyor (şimdilik tablete/cep telefonuna/akıllı saate ama ileride beyin implant’ına). Yapay zekâ da bardağı tutup ağza götürmek gibi yapılması gereken eylemi belirliyor. Ya da farklı şekilde programlanırsa, elleriniz poşetlerle doluyken çantanızdaki anahtarı arayıp bulabiliyor
Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nden araştırmacılar, boyutu ve şekli biyolojik göze benzeyen ancak çok daha fazla potansiyel içeren, ElectroChemical Eye (ElektroKimyasal Göz)’ü ürettiler. İnsan gözünde yer alan iris ve retinayı taklit eden bu yapay göz, ışığı lensler kullanarak ışığa duyarlı nano-kablo dizilimleri üzerinde odaklıyor. Sonrasında bilgiler işlenmek üzere, beynin görsel korteksi gibi hareket eden kablolar aracılığıyla bilgisayara aktarılıyor.
Halihazırda kamera temelli yapay gözler, robotlarda
kullanılsa da, araştırmacılar ileride yapay gözün optik bir sinirle insan
beynine bağlanarak bilgi aktarabileceğini ifade ediyor.
Anlayacağınız 100 ila 200 yıl içerisinde bir geri evrim yaşamaz ve elimize yüzümüze bulaştırmadan teknolojiyi yönetmeyi başarırsak insan artık bildiğimiz insan olmayacak, gerçek anlamda versiyon yükseltecek. Artık elimizdeki telefonların değil, beynimizdeki chiplerin versiyonunu konuşacağız. Her versiyonda yeni aplikasyonlar yükleneceğinden, belki de bu implantların daha iyisini alabilenler ağda daha çok şeyi kontrol edebilecek ve üst segment bir sınıf oluşturacaklar.
“Cyborg İnsanlar” temasını bir kenara koyarsak, gelecekte esas fırtınalı ilişkimiz, robotlarla olacak gibi. Kimimiz işimizi elimizden almalarından, kimimiz dünyanın kontrolünü ele geçirmelerinden korkuyoruz. Robotlar hakkında en bilinen efsane, bir gün öğrenmeyi keşfeden robotların (yapay zeka/deep learning) dünyayı ele geçireceği, hatta insanları kendi amaçları için kullanacakları yönünde.
1997 yılında Garry Kasparov’un satranç karşılaşmasında bilgisayara yenilmesi, robotların insanlardan daha zeki olduğu efsanesinin daha da yaygınlaşmasına neden oldu ancak bu tam da doğru sayılmaz. Robotların işlem gücü gelişmiştir. Aynı anda bir çok fonksiyonu karşılaştırabilir ve sonucu ortaya koyabilir. Ancak bu durum insanlardan daha akıllı olduklarını göstermez. Robotlar kendilerine yüklenen verileri işleyebilir, ağdan ilgili verileri de çekebilirler ancak bu da tam bir öğrenebilme yeteneği olarak tanımlanamaz. Robotlar duygusal veriler ortaya koyamadığı için, karar alma sürecinde yardımcı olabilir. Ancak nihai karar insanlar tarafından oluşturulur.
İnsanlar arasında robotların hata yapmadıklarına inanılır ancak robotların insanlardan sağladıkları verileri işleme yeteneği düşünüldüğünde, bunun doğru olmadığını söylemek mümkündür. Robotların alt yapısında kullanılan yapay zeka, verilerin hatalı olması durumunda birçok hataya sebep olabilir. Hatta robotların hatalarını algılama gibi bir yetenekleri de bulunmaz. Robotlar;
- Kendilerine verilen veriyi işleyebilir,
- Görsel işitsel iş takibi yapabilirler,
- Zorlu koşullarda çalışabilirler,
- Öğrendiklerini ve işlemleri uzun süre saklayabilirler,
- Ancak insanlardan tamamen bağımsız karar alamazlar.
Batı ve Doğu uygarlığının yeni geliştirilen robot teknolojilerine yaklaşımı da bu noktada farklı ilerliyor. Hayatta var olan her şeyin içinde kutsal olanı gören Doğu kültürü robotları saygıyla karşılarken, Batı kültürü “insanlar mı robotu yönetecek, robotlar mı insanı yönetecek?” sorusunu önemsediği için konu robot düşmanlığına varabiliyor. Yine de robofobi, Doğu/Batı ayırt etmeden tüm dünyada artış trendinde çünkü robotlar işgücünde insanların yerini almaya başladı.
Samsung ve Apple için üretim yapan Çin şirketi Foxconn bu
sene 110.000 çalışanından 60.000’ini işten çıkararak o insanların görevlerini
robotlara yaptıracağını açıkladı.
Kanada'da üretilip, Amerika'yı otostop çekerek gezen hitchBOT adlı bir robotun yolculuğu da, paramparça hale getirildiği San Francisco'da son buldu. Bu tabii robofobiden çok, insanın bitmez tükenmez vandalizm eğilimden ve bilinmeyenden korkmasından kaynaklanıyor.
Diğer yandan fayda ve eğlence odaklı robotlara duyulan sempati ve merak gün geçtikçe artıyor. Japonya’da Sony tarafından üretilen Aibo robot köpekler çok yaygın ve sahipleri robot köpeklerine öylesine bağlılık hissediyorlar ki, robot köpekler "ölünce" cenaze töreni düzenliyorlar. Sony 2014 yılında ürettiği bu robot köpeklere, onarım servisi sunmayı bıraktı. Bu da, robot köpeklerin bozulması durumunda, hurdaya çıkmalarına sebep oldu. Fakat sahipleri, robot köpeklerini çöp kutusuna atmak istemediler, onun yerine evde besledikleri hayvanlara yaptıkları gibi veda etmeyi seçtiler (Psikoloji der ki insanlar antropomorfizme eğilimlidir, yani etrafındaki varlıklara insan nitelikleri atamaya).
Başka bir örnek de STAIR (Stanford University Artificial Intelligence Robot) isimli robot … STAIR, ev ve ofis ortamlarında dolaşabilen, nesneleri toplayabilen, insanlarla akıllı sohbetler edip onlara yardımcı olabilen, mevcut çevresinde çok sevilen bir robot. Gelecekte bu robotların, yaygın olarak, ev veya ofislerde etrafı düzenlemesi, çöpleri toplaması, hatta mutfakta yemek hazırlaması hedefleniyor.
Robot dünyasında, en makine görünümlü robotlara bile daha şirin görünmeleri için tişört giydiriliyor, surat ifadeleri yapması sağlanıyor. Japonya'da kısa bir süre önce satışa çıkan Pepper adlı robot, şu ana kadar üretilenler arasında en sevimli görüneni, insanın koşup sarılası geliyor 😊 Pepper, izlediği videoya ya da konuşmanın gidişine göre yüz ifadesini değiştirebiliyor ve öfkeli, mutlu, hüzünlü ifadeye bürünebiliyor.Tüm bunlar, hayatımızın giderek önemli bir parçası haline gelecek bu makinelerle, bir aşk ve nefret ilişkisi sürdüreceğimizi gösteriyor.
Robotlar yakın gelecekte, eğlence, temizlik ve yardımcılık görevlerinin dışında, cerrahi işlemlere de ciddi anlamda destek verecek gibi. Günümüzde kullanılan Vinci robotik sistemi buna iyi bir örnek. Cerrahlıktaki önemli bir kısıt, insan elinin beceri ve hassasiyeti. Özellikle uzun süreli ameliyatlarda bu hassasiyet yorulmaya dayalı azalabiliyor. Ayrıca cerrahların beceri ve yetenekleri zaman içinde tecrübe ve tekrar ile üst noktaya çıkıyor. Ameliyat süreçlerine yeni başlayan cerrahlar ile daha tecrübeli cerrahlar arasında farklılıkların olması kaçınılmaz. Robot kollar ise, sahip oldukları denetim sistemleri yardımıyla titremeyi ve olası hatalı–istemsiz müdahaleleri önlüyor. Ayrıca bu teknoloji ile, güvenli bir Internet bağlantısı varsa uzaktan ameliyat etmek de mümkün kılınıyor.
Bu yeni dünya, insanlarla robotların elele çalışıp yükseleceği, çevre / gıda / enerji problemlerini çözeceği bir dünya da olabilir, Stephen Hawking’in öngördüğü gibi dikkatli olmazsak yapay zeka ile kendi sonumuzun mimarı da olabiliriz.
Gerekli tüm hukuki-ekonomik-etik sistemleri kursak bile, insan her zaman insandır ve bu seviyede konuları ne kadar doğru yönetebileceğimiz büyük bir soru işareti. Yapay zeka ve robot teknolojilerinin sadece hastalıkların çözümü / sonsuz refah / barışçıl bir dünya için kullanılacağına ne kadar inanıyoruz? Üstelik bu teknolojiler büyük bir ekonomik güç gerektiriyor ve bu yüzden ancak belli ülkelerin ukdesinde yürüyor.
Çölde/buzda yürüyebilen, her türlü silahı hedefi şaşmadan kullanabilen robotlar şu an zaten geliştirilmiş durumda (bkz. Boston Dynamics youtube videoları/yeni sahibi Güney Koreli Hyundai). Mimik teknolojileri ile de insan ve robotların dışarıdan ayırt edilemez hale gelmesi için uğraşılıyor, insansı robotların orta vadede casusluk için de kullanılması planlanıyor (MIT Üniversitesi / Biomimetic Robotics Lab çalışmaları).
2021’de Amerika menşeili Engineered Arts firmasının
geliştirdiği Ameca isimli dişi insansı robot, insan mimiklerini inanılmaz ve
ayırt edilemez bir şekilde kopyalıyor. Japonlar da 2024’de canlı deriye sahip
yeni bir insansı robot geliştirdi.
Bir yanda sanayide/engellilere destekte/arama kurtarma çalışmalarında kullanılabilecek çok faydalı robotlar/robot köpekler tasarlanıyor diğer yanda farklı robot asker prototipleri yanyana diziliyor. Bu robotlar 12 km/saat hızla hareket edebiliyor, hiç yorulmadan 25 kg. yükü taşıyabiliyor, önüne çıkan tepe ve engelleri zıplayarak aşabiliyor.
Çok bilinmiyor ancak Konya’da bir insansı robot fabrikamız ve robot müzemiz var, ilgili firma sürekli yeni prototipler üzerinde çalışıyor. Maalesef bütçe olarak GSMH’dan bu tip ArGe faaliyetlerine ayırdığımız yüzde gelişmiş ülkelerin 8.000’de 1’i, ancak ilerleyen dönemde artması öngörülüyor.
Felsefe bu tip konularda, bir referans noktası oluşturarak, sorunun adını koyar ve sorunu çözebilmek için dışarıdan bakmamızı sağlar. Bunu yapabilen tek varlık da insan. Robotlar çok şükür henüz bunu yapamıyor, bir robot filazoflarımız eksik 😊. O yüzden sorumluluğumuz çok büyük, çünkü yarattığımız çerçevenin hem insan hem de robot haklarını, evet yanlış duymadınız robot haklarını, koruması gerekiyor. Felsefe koluna; ekonomi, hukuk, psikoloji ve sosyolojiyi de takarak, zihni sinir pekçok soruya cevap bulmaya çalışacak.
Bilinç transferi üzerinde çalışmalar olsa da ölümsüzlük imkansız görünüyor ancak gelecekte ortalama hayatlar çok uzayacak (belki tarih sahnesinde önceden de çok uzundu yaşamlar … bkz. Hz. Adem’den 2200 yıl sonra yaşayan ve kutsal kitaplara göre 1.300 yıl ömür süren Hz. Nuh ve M.Ö. 4100 yılında olduğu iddia edilen Nuh tufanı … canlıların bu son yokoluş efsanesi, Titanik'i bulan ünlü su altı araştırmacısı Robert Ballard,tarafından bilimsel olarak da kısmen kanıtlandı ve tufanın M.Ö. 5000 yıllarında Karadeniz’de meydana geldiği öne sürüldü … bilinmeyen tarih öncesi gelişmiş uygarlıklar denildiğinde konu Mu ve Atlantis halklarına gidiyor, Nuh’un gemisi aslında uzay gemisi miydi, Nuh gelişmiş bir uygarlığın temsilcisi miydi 😲 neyse, bilim kurgudan fantastiğe bu kadar hızlı geçmeyelim 😊).
Bu distopik gelecekte, insanlar arasındaki din/dil/ırk farkları önemsiz hale gelebilir ancak sosyoekonomik başka uçurumlar oluşacaktır. Bir grup insan, muhtemelen yeni teknolojilere uzun süre direnecektir. İnsan beyni, bu kadar yüklü bir veritabanı ile bağlantı halinde olmakta ve işlemekte zorlanacaktır. Yaratıcı kavramı önemini, insanın fıtratı sebebiyle asla kaybetmeyecek olsa da, dinler de yeniden yorumlanabilir. Hatta yapay zeka ile yapıları güçlendikçe, robotlar da kendi yaratıcılarını arayıp sorgulayacaktır.
En büyük sıkıntılardan birisi de eski ekonomik modellerin, yeni teknolojiler tamamen devreye girdiğinde, çökecek olması. Bir robot işçi, ilk yatırım maliyetini amorte ettikten sonra, insanın %16’sı maliyette çalışıyor. Fakat bütün insanları işten kovarsak bu insanlar ne yapacak, devlet kimden vergi toplayacak ve robotların ürettiği ürünleri, insanlar para kazanamazsa kim alacak?
BM’ye bağlı bir departman konuyla ilgili bir seminerde, “herkese bir temel gelir paketi sunalım, çalışmaya istekli olanlar sisteme dahil olmaya devam etsin, istemeyenler ise iyi olmayan şartlarda bile olsa sistemin dışında kalabilme tercihine sahip olsun” görüşünü sundu. Ancak bunun olabilmesi için de, teknoloji çıktısıyla elde edilen kazancın, işsiz kalacak bütün insanlara gelir üreteceği ve yeteceği bir durumun oluşması gerekir.
Sanıyorum sorunu anlamak için ekonomist olmaya gerek yok, teknolojinin yaygınlaşıp refah düzeyinin herkes için artacağı bir ekonomik model pek mümkün değil. İşte bu yüzden üst aklın bir 3. Dünya Savaşı çıkartıp, nüfusu azaltacağı ve bu teknolojilerin sonrasında yaygınlaşacağı senaryoları konuşulmaya başlandı 😟
Dünya tarihinde tüm önemli teknolojiler büyük savaşlar
sonrası ortaya çıkmıştır, bu yadsınamaz bir gerçek … ancak dünya nüfusunu onda
birine indirecek bir dünya savaşı çok acımasız bir oyun planı.
Henry Alfred Kissinger (1923-2023 / Alman Yahudisi kökenli Amerikalı ünlü diplomat) bir konuşmasında elimizdeki teknolojiyi bilseler bize savaş açmaktan bahsetmezlerdi demişti. Tarih sahnesinde herşey kaderin insanlarla birlikte yazdığı bir senaryoda ve zaman çizgisinde oynanıyor, bekleyip göreceğiz.
Peki bu savaş çığırtkanlığında, robotlar bilişsel olarak bizden daha zeki, daha güçlü ve daha hızlıyken onları nasıl yöneteceğiz … Asimov’un üç yasasıyla mı? Çok yeterli gözükmüyor. Bunun yerine Nietzsche’nin Super Mensch’i (Üstün İnsan) devreye giriyor (Nietzsche’yi her yazarken sessiz harfleri kontrol edince kendimi hiç süper insan olarak hissetmediğimi ifade edeyim, bir beyin implant’ı mı alsak 😊)
Robotları kontrol edebilmek için bizim de birer Super Mensch olmamız gerekecek, yani insan evrimleşecek ve makineler ile arayüz oluşturacak. Kanaatimce insan Cyborg’a dönüşmeden Robot’u kontrol edemez (tabii kastım Sony’in şirin robot köpekleri değil, Boston Dynamics’in ürettiği robot askerler ya da dünyada şu an 200’e yakın quantum bilgisayarlara gömülü ancak sayısı binlerce olacak gelişmiş yapay zekalar).
Bu en temel ve insana kabus gördürebilecek konuların dışında, biraz daha zararsız konular da var felsefenin çözmesi gereken. Örneğin robotlar şu an bile cinsiyetçi bir bakış açısı ile üretiliyor. Erkek robotlar daha ziyade keşif ve savaş robotları olurken, dişi robotlar ise daha çekici tasarlanıyor ve resepsiyon görevlisi gibi hizmet sanayine uygun roller veriliyor. Robot üreticilerinin "basmakalıp anlayışları güçlendirmemek için", cinsiyetlere ve tasarımlara daha fazla kafa yorulması gerektiği konuşuluyor.
En son ve en önemlisi de duygular … Robotlar her ne kadar başta duyguları sadece taklit edecek olsa da, bir noktada algoritmaları o kadar gelişecek ki, gerçekten hissediyor gibi olacaklar. Sonuçta duygular da endokrin sistemde dönüp dolaştıktan beyinde işlenen kompleks kodlar … İnsanların robotlardan farkı, verileri 1-0 işlememeleri, quantum fiziğindeki belirsizlik bölgesinde dolaşmaları, ani tepki ve kararları, empati kurabilmeleri.
Şu anki teknoloji ile robotlar yumuşak, sert, esnek vb.
kavramlarını ve dokunma hissini taklit edebiliyor. Sıcak-soğuk farkı gibi
birçok dış koşulu algılayabiliyor. Yakın zamanda acıyı da hissedecek robotların
da geliştireceği söyleniyor. Robotların bizim gibi duyguları hissedebilmesi
örneğin öfkelenebilmesi, sevmesi veya empati kurması şu an mümkün değil ancak
bu imkansız da değil.
Peki o zaman hissedebilen bu varlıkların kendi hakları
olmayacak mı, modern köleler mi olacaklar ?
Ya da İnsan – Robot aşkı mümkün olacak mı? Ki Çinli bir bilim adamının 2017’de kendi geliştirdiği dişi bir insansı robotla evlendiğini ve kadınlarladan umduğumu bulamayınca robotumla evlendim dediğini belirtelim 😀
Peki yapay zeka, gerçekten kendinden yaratıcı bir kimliğe bürünebilir mi? Bilim adamları bunun ancak çok uzun bir gelecekte mümkün olabileceğini (22. yüzyıl) söylüyorlar. Yaratıcılık konusunda bilgisayarlar dezavantajlı. Sonuçta ormanda yürüyüşe çıkamıyorlar, gün batımını izleyemiyorlar ya da şehir manzarasına bakamıyorlar. Ama bir şekilde dünyayı görmeyi öğreniyorlar. Sinirsel ağlar şeklinde çalışan yapay zeka geniş veritabanları ile birleştirildiğinde bilgisayarların vizyonu genişleyebiliyor ve kendi tarzlarını yaratma ihtimalleri var.
İnsanın ise, zihin olarak düşünmeye, kendisini geliştirmeye, inanmaya ihtiyacı var. Aynı zamanda bedeniyle çalışmaya, emek vermeye ve üretmeye muhtacız. Güzelliğin ve zekanın anlam teşkil etmeyeceği bir gelecekte (herkes zeki, herkes güzel, herkes herşeyi biliyor ve mükemmel) kendimizi ve karakterimizi ayrıştırmak için ne yapacağız, çünkü insan hep ötekinden farklı olmak ister. Hollywood bizi yıllarca, bu geleceğe hazırlamaya çalıştı ama bu film seyrederek hazırlanabileceğimiz bir yol haritası değil.
Defolarımızla biz biziz, arızalarımızla biz varız.
Belki kişiliğimize göre seçeceğimiz uzmanlık alanlarımız olacak, örneğin biri tarımla öbürü mühendislikle ilgilenecek ve sivrilmek için bilgiyi yorumlama gücümüzü/saha tecrübemizi kullanacağız. Ama bu tek başına yeterli olacak mı?
Robotlaşan insanlar ve insanlaşan robotlarla, bizi insan kılan mana değer alanının daralması, bir psikolojik sorun yumağının habercisi ve çok ama çok dikkat edilmesi gerekiyor.
Yolculuk halindeki insanın düşünen aklı kadar hisseden bir kalbi var … Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, kaybetmememiz gereken değer bu. Hepiniz sevgiyle kalın 💓
















Comments
Post a Comment